Sanal Sex etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanal Sex etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2012 Cuma

Uzak Mesafe İlişkisi

Direkt sonuç kısmına gelicem. Uzak ya da yakın farketmez, bir ilişki doyum noktasına ulaştıysa o ilişki bitmeye mahkum gibidir. Yani sizin için olmasa bile karşı taraf için malesef öyledir. Yakın ilişkilerde olduğu gibi sevginin dozunu daha fazla yaşayan kimse sonunda acı çekmeye hazır olmalıdır. Ne yapın ne edin; asla siz ondan daha az ya da daha fazla sevmeyin.

Yakın - uzak farketmez dedim ama tabi iki ilişkinin de sorunları farklıdır. İlişkiye başlamadan karşı tarafa kendinizi farklı tanıttıysanız bu ilerde başınıza biraz iş açabilir ki çoğu ilişkinin sonlanması bu yüzdendir. Farklı tanıtmayla kastettiğim; olduğunuzdan farklı görünmektir. Birini elde etmek için kendinizden vazgeçmeyin. Yani kısaca; kendiniz olun. Eğer olursa olur, olmazsa olmaz. Çünkü onu elde ettikten bir süre sonra siz yine eski siz olacaksınızdır. O da sizin değiştiğinizi zannedecektir.

İkinci önemli konu ise; partnerinize monoton bir hayat sunmaktır ki zaten bir süre sonra sizden sıkılmaya başlayacaktır. Farklı arayışlar içine girdiği andan itibaren sizden tamamen kopacak ve size değiştiğini söyleyen, eski siz olmanızı isteyen kişi artık eski o olmayacaktır. Dün asla yapmam dediği şeyleri sizden habersiz olarak yapacak ve sizin gözünüzün yaşına bile bakmayacaktır. Açıkcası artık sizi kaaleye bile almayacaktır. Bu da uzak mesafe ilişkisinin en berbat yönüdür. Çünkü siz ona ulaşmak isteyeceksiniz, onun isteklerini gerçekleştirmek isteyeceksinizdir ama...
... onun isteklerini gerçekleştirseniz bile o sizden tat alamayacak ve sizden kurtulmanın çarelerini arayacaktır.

Yürütürüz, mesafeleri aşarız, sevgimiz yeter gibi umut dolu cümlelerle filizlenen, ama bütün o umutları solduran o kişi sizi geceler boyu ağlatır. Yastığa başınızı koyduğunuz her gece hıçkıra hıçkıra ağlarsınız ve inanın yapacak hiçbir şey yoktur.

Elinizde bir kuş olduğunu düşünün. Onu asla bırakmak istemiyorsunuz, başkalarına yem olmasını istemiyorsunuzdur ama o kanatlanıp uçmak ister. Özgür kalacağını zanneder. Oysa hayatını mahvettiğinin farkında bile değildir.

Peki bu ilişkiyi nasıl yürütebiliriz?
Biraz para, biraz tutku ve biraz yürek varsa her türlü yürütülebilen, mesefaleri aşabilen, sevginin yetebildiği ilişki türüdür aslında uzak mesafe ilişisi. Parayla çok alakalı olmasının sebebi yol, kalacak yer ve geçirilen zamanda harcanak paranın ilişki üzerindeki rolüdür. Tutku ile alakalı olmasının sebebi farklı hayatlarda farklı insanların akıl çelmesinin ilişki üzerindeki rolüdür. Yürekle alakalı olmasının sebebi ise olasılıklara, olaylara bakmaksızın onun yanına gitmek için kararlı olmanın ilişki üzerindeki rolüdür

Eğer gerçekten hayatınızın insanını bulduğunuzu düşünüyorsanız, açıkcası gerçek aşktır uzak mesafe ilişkisi. Sanal alemden tanışıklık açıkcası gerçek hayatta tanışıklılıktan daha önemli olduğunu gösterdi bizlere. Çünkü insanlar artık gerçekte göründüğü gibi değil. Örnek vermek gerekirse; siz asla annenize, babanıza davrandığınız gibi bi insan değilsinizdir. Demek istediğim sizi bu ana kadar tanıyan insanlar aslında sizin çakmanızı, sahtenizi tanımıştır. Siz asla siz olamamışınızdır. Ancak sanal alem ilk kez sizin siz olduğunuzu bize göstermiştir. İşte bu yüzden uzak mesafe ilişkisi ya da sanal alem tanışıklığıyla başlayan yakın ilişkiler daha avantajlıdır. Yani en azından kendinizi gerçek tanıtmak  gerçek eşinizi bulma amacıyla...
İlişki uzak mesafeden altı yıl sürebilir, uzak mesafenin yakın mesafe olmasina iki ay kaldığında insan heyecanlanir ve boşa verilen tüm kavgalara, olaylara lanet eder, onlari bile gülümseyerek, anacak kıvama gelir. Tabi iki taraftan biri sizi yarı yolda bırakmazsa.

Ha erkekseniz, bana sorarsanız; kız arkadaşım uzakta mı yakında mı olmalı diye?
"Sikin uzanacagi kadar yakın olmalı sevgili insana." Çünkü kızlar, kadınlar ne farkeder dişiler aslında hepsi sizi cinsel gözle bakarlar. Tıpkı erkeklerin kızlara baktığı gibi. Malesef bu da doğa kanunu. Aaa unutmadan fazla konuşmayın. İletişimizi az tutun. Birbirinize anlatacak çok şeyiniz olmayabilir. Beraber film bile izleyemediğiniz için yorumlayacak konu bulmakta bile zorlanırsınız. O da bunu monotonluk zanneder.

7 Kasım 2010 Pazar

Bir Pazar Sabahı

Bakıyorum herkes bi film öneriyo. Ulan bi ben mi kültürsüzüm bu konuda. Ee bende önereyim sizlere. Uyandığınızda ben babaannemlerin evine badanaya yardıma gitmiş olucam sizde benim yazımı okuyor olucaksınız. Bugün günlerden pazar ve pazar sabahı biz ebeveynlerimizin vahşi batı filmlerini kahvaltı sofrasında zorla izlettirelerek bugünlere gelen çocuklarız. Filmin aslında fazla vahşi batıyla alakası olmasa da bu filmi herkesin izlemesini isterim. İzleyenleriniz olmuştur tabi mutlaka ama izlemeyen varsa çok şey kaybetmiştir derim. Filmimizin adı There Will Be Blood yani türkçe meali  Kan Dökülecek. Biliyorsunuz ben kolay kolay bişey beğenmem, seçiciyimdir. Ben sevdiysem siz hayli hayli seversiniz. İzlemek için buradan linkte vereyim sizlere. Buyrun...

Hiç alakası yok ama aklıma takıldı, bizim devir sahiden farklı yetişmiş. Mesela küçükken bize zorla bu filmi izliyceksin derlerdi yani izlemesekte ''şşşşşşt sust'' sesleriyle susturulup kös kös otururduk. Oflardık, puffflardık canımız çıkıncaya kadar, film bitinceye kadar beklerdik. Sokağa çıkmak isterdik ama şimdi öyle bişey yok tabi. Bilgisayar çocukları size sesleniyorum biliyor musunuz biz o film bitse de şu atariyi takıp oynasak diye kaç saat mal gibi resim yapardık, kitaplara bakardık, keşke daha fazla ödev olsa da yapsak diye düşünürdük ama sizde böyle bişey yok. Bunlar o kadar tatlı bişey ki anlatılamaz yaşanır derler ya aynen öyle işte...

''Yaaa offfff'' derken içimizden demek zorundaydık, hele bi sesli söyle bi tıkırtı yap haydar'ı gösterirlerdi bize. Dayakla büyüdük, ''ödev biterdi ama ödevini yap kitap oku, okumuycaksan sanayiye gidersin olum'' dediler bize. Bizden önce de kızları enstitüye yollarlarmış gidip okul başından koca bulsun diye. Eh işte biz böyle bi devirden geldik.

Siz daha elemantary çağında kendinize partner bulup camda sanal sex yapıyorsunuz ya biz napardık biliyo musunuz..?

Duvarlara tırmanırdık, kapı aralarına çıkardık ama biz bunu masumca yapardık. Way Arkadaş siz neymişiz be hahaha diyen bebeler vardır mutlaka ama biz böyle büyüdük napalım. Bunlar size apaçice geliyodur biliorum.

Gençlik bozulmuş hacı. Bugün kötü şeyler gördüm. Keşke görmeseydim de dünyayı bizim çocuklugumuzdaki gibi çocuklara emanet ettiğimizi sansaydım. Yok aga yok bu internettir, televizyondur, dizilerdir, bunlar bizim sistemi bozdu. Ne örf kaldı ne adet. Ayıbın ne olduğunu bize anlatmadan anlardık o zaman. Acı biberi gösterirlerdi bize. Odana git diyen de olmazdı, zaten o zaman öyle bişey de yoktu. Odanda bi yatağın vardı bi de kitapların. Sabahın köründe kalkıp gazete almaya giderdim. Lanet olasıca legoları toplamakla geçti hayatım. Kinetix'i daha çok severdim gerçi. O zaman gazeteler deyimler sözlüğü verirdi, sıraya girerdim sabahın köründe onu almak için. Daha o zaman Tarkan Doritos reklamlarında oynardı, yaşım kaçtı ki 9-1o gibi işte.  Mahalledeki arkadaşlarımla aynı saatte aynı dakikada ekmek almaya çıkardık. Bakkaldaki kadın arkadaşlarıma her zaman bağırırdı; ''karıştırma ekmekleri'' diye. Herkes ekmeğini alıp evine giderdi. Onlar ekmeğin köşesini ısırırdı ben yapmazdım. Annem ''üzerinden kalan parayla kendine bişey al'' dedigi halde bişey alamazdım. Annem her seferinde derdi ''yine mi bişey almadın..?'' Nasıl alabilirdim ki, anneme hiç söyleyemedim ''arkadaşlarım almıyor anne, onların yanında alırsam kendimi kötü hissederim'' diyemedim. Ne istiyosun, ne alalım sana diyen bi ailem vardı çok şükür ama ben hiç bişey isteyemezdim, çekinirdim, yapamazdım. Onlara yük olacağımı düşünürdüm. Bilmiyordum ki kağıt helvanın ucuz olduğunu. Elma şekerleri dikkatimi çekerdi hep, bizimkiler zararlı deyip pamuk helva mı ne onlardan alırlardı bana. Şimdi hiç görmüyorum böyle şeyleri. Bunlar değil de içimde kalan tek şey profiterol oldu. Aslında tek istediğim buydu ama bilmiyordum ismini. Keşke bilseydim be. Koskoca adam olduk artık, şimdi gidip anneme desem ''profiterol al'' diye ''git çalış kendin al'' der ama o zaman der miydi, demezdi..? Ah şimdi çocuk olmak vardı ama bizim çocukluğumuz gibi tatlı, masum kısacası profiterol gibi yumuşacık bir çocukluk...

Bu arada yukarıdaki filmi izlerken çayınızın şekerini sesli karıştırın. Sesli karıştırmak işte, içinde şeker olmasa da bi kaşıp alıp bardağınıza vurun. Karıştıyormuş gibi yapın. O sesi hissediceğimi düşünüyorum. Biz arkadaşlar arasında yapardık da aynı zamanda kahvaltı yaptığımız belli olsun diye...

Tavsiye Etmem

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...