Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2010 Cuma

Soru - Cevap Part II


Bazen bende kendi yazdıklarımı beğenmem, beğendiklerimi de zaten sizler beğeniyorsunuz. Bildiğiniz gibi Soru - Cevap' ta kendime sorular sorup cevaplıyorum. Hoşuma gitti bu iş. Soru - Cevap'ın her zaman son sorusu Mutlu muyum..? olucak. Geçen sefer mutluydum bakalım bu kez de mutlumuyum bende merak ediyorum. Sorularımı önceden hazırlamıyorum, yazıya başladıktan sonra sorular zaten kendiliğinden geliyor. Başlayalım.

Soru : Son günlerde izlediğim film, dizi v.b.

Dizi izlemem ama bende sizler gibi dizi izlemek isterim, siz dizi muhabbetleri yaparken ''ne diyo bunlar ya pff'' demek istemem. Bu konuda biraz üşengeçim o yüzden genelde film izlemeyi tercih ederim. Sabırsızımdır çünkü. Çizgi film severim. Son günlerde izlediklerim;

Sihirbazın Çırağı; Filmin müzikleri çok iyi seçilmiş.

Red Kit - Batıya Hücum; Red Kit'i farklı seslendirme sanatçısı seslendirmiş, sesi soğuktu.

Kırmızı Başlıklı Kız; Animasyon film olarak yapmışlar. Günümüze uyarlanarak yapılmış. Çok hoşuma gitti.

Cem Yılmaz Soru - Cevap; Sırf başlıkla beraber uyumu olsun diye izlemedim, Cem Yılmaz'ı severim, zaten sevmeyende yoktur sanırım. Eğer sorulan sorulara cevap vermiş diye izlerseniz beğeneceksiniz ama her zamanki gibi Cem Yılmaz'ın profosyonelce hazırlanmış esprilerini bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrarsınız. DVD haline getirmeleri de biraz saçma olmuş.

Soru : Yeni Fanta - Mandalinalı'nın tadı..?

Şişesini kırmızı yapmışlar. İlk gördüğümde Kan Portakalı sanmıştım. İçince de ondan bi farkı yoktu. Çok kötüydü. Hatta iğrençti desek tam olur. Deneyenlerin zaten bir kez daha alacağını sanmıyorum. Coca - Cola en yakın zamanda üretimini durdurmalı.

Soru : Sevgilimi aldatıyor muyum..?

Evet, aldatıyorum ama kimi aldattığımı bilmiyorum.

Soru : Ben bugün mutlu muyum..?

Mutsuzum. Bayramlar eskisi gibi değil. Bayram çocuklaraymış derler. Onlara da sordum aynı cevabı verdiler. Artık bayramların anlamı ve zevki kalmadı.

One Republic - Secrets
Dinle

7 Kasım 2010 Pazar

Bir Pazar Sabahı

Bakıyorum herkes bi film öneriyo. Ulan bi ben mi kültürsüzüm bu konuda. Ee bende önereyim sizlere. Uyandığınızda ben babaannemlerin evine badanaya yardıma gitmiş olucam sizde benim yazımı okuyor olucaksınız. Bugün günlerden pazar ve pazar sabahı biz ebeveynlerimizin vahşi batı filmlerini kahvaltı sofrasında zorla izlettirelerek bugünlere gelen çocuklarız. Filmin aslında fazla vahşi batıyla alakası olmasa da bu filmi herkesin izlemesini isterim. İzleyenleriniz olmuştur tabi mutlaka ama izlemeyen varsa çok şey kaybetmiştir derim. Filmimizin adı There Will Be Blood yani türkçe meali  Kan Dökülecek. Biliyorsunuz ben kolay kolay bişey beğenmem, seçiciyimdir. Ben sevdiysem siz hayli hayli seversiniz. İzlemek için buradan linkte vereyim sizlere. Buyrun...

Hiç alakası yok ama aklıma takıldı, bizim devir sahiden farklı yetişmiş. Mesela küçükken bize zorla bu filmi izliyceksin derlerdi yani izlemesekte ''şşşşşşt sust'' sesleriyle susturulup kös kös otururduk. Oflardık, puffflardık canımız çıkıncaya kadar, film bitinceye kadar beklerdik. Sokağa çıkmak isterdik ama şimdi öyle bişey yok tabi. Bilgisayar çocukları size sesleniyorum biliyor musunuz biz o film bitse de şu atariyi takıp oynasak diye kaç saat mal gibi resim yapardık, kitaplara bakardık, keşke daha fazla ödev olsa da yapsak diye düşünürdük ama sizde böyle bişey yok. Bunlar o kadar tatlı bişey ki anlatılamaz yaşanır derler ya aynen öyle işte...

''Yaaa offfff'' derken içimizden demek zorundaydık, hele bi sesli söyle bi tıkırtı yap haydar'ı gösterirlerdi bize. Dayakla büyüdük, ''ödev biterdi ama ödevini yap kitap oku, okumuycaksan sanayiye gidersin olum'' dediler bize. Bizden önce de kızları enstitüye yollarlarmış gidip okul başından koca bulsun diye. Eh işte biz böyle bi devirden geldik.

Siz daha elemantary çağında kendinize partner bulup camda sanal sex yapıyorsunuz ya biz napardık biliyo musunuz..?

Duvarlara tırmanırdık, kapı aralarına çıkardık ama biz bunu masumca yapardık. Way Arkadaş siz neymişiz be hahaha diyen bebeler vardır mutlaka ama biz böyle büyüdük napalım. Bunlar size apaçice geliyodur biliorum.

Gençlik bozulmuş hacı. Bugün kötü şeyler gördüm. Keşke görmeseydim de dünyayı bizim çocuklugumuzdaki gibi çocuklara emanet ettiğimizi sansaydım. Yok aga yok bu internettir, televizyondur, dizilerdir, bunlar bizim sistemi bozdu. Ne örf kaldı ne adet. Ayıbın ne olduğunu bize anlatmadan anlardık o zaman. Acı biberi gösterirlerdi bize. Odana git diyen de olmazdı, zaten o zaman öyle bişey de yoktu. Odanda bi yatağın vardı bi de kitapların. Sabahın köründe kalkıp gazete almaya giderdim. Lanet olasıca legoları toplamakla geçti hayatım. Kinetix'i daha çok severdim gerçi. O zaman gazeteler deyimler sözlüğü verirdi, sıraya girerdim sabahın köründe onu almak için. Daha o zaman Tarkan Doritos reklamlarında oynardı, yaşım kaçtı ki 9-1o gibi işte.  Mahalledeki arkadaşlarımla aynı saatte aynı dakikada ekmek almaya çıkardık. Bakkaldaki kadın arkadaşlarıma her zaman bağırırdı; ''karıştırma ekmekleri'' diye. Herkes ekmeğini alıp evine giderdi. Onlar ekmeğin köşesini ısırırdı ben yapmazdım. Annem ''üzerinden kalan parayla kendine bişey al'' dedigi halde bişey alamazdım. Annem her seferinde derdi ''yine mi bişey almadın..?'' Nasıl alabilirdim ki, anneme hiç söyleyemedim ''arkadaşlarım almıyor anne, onların yanında alırsam kendimi kötü hissederim'' diyemedim. Ne istiyosun, ne alalım sana diyen bi ailem vardı çok şükür ama ben hiç bişey isteyemezdim, çekinirdim, yapamazdım. Onlara yük olacağımı düşünürdüm. Bilmiyordum ki kağıt helvanın ucuz olduğunu. Elma şekerleri dikkatimi çekerdi hep, bizimkiler zararlı deyip pamuk helva mı ne onlardan alırlardı bana. Şimdi hiç görmüyorum böyle şeyleri. Bunlar değil de içimde kalan tek şey profiterol oldu. Aslında tek istediğim buydu ama bilmiyordum ismini. Keşke bilseydim be. Koskoca adam olduk artık, şimdi gidip anneme desem ''profiterol al'' diye ''git çalış kendin al'' der ama o zaman der miydi, demezdi..? Ah şimdi çocuk olmak vardı ama bizim çocukluğumuz gibi tatlı, masum kısacası profiterol gibi yumuşacık bir çocukluk...

Bu arada yukarıdaki filmi izlerken çayınızın şekerini sesli karıştırın. Sesli karıştırmak işte, içinde şeker olmasa da bi kaşıp alıp bardağınıza vurun. Karıştıyormuş gibi yapın. O sesi hissediceğimi düşünüyorum. Biz arkadaşlar arasında yapardık da aynı zamanda kahvaltı yaptığımız belli olsun diye...

4 Kasım 2010 Perşembe

''Azrail'in Aşkı'' Sinemalarda

Bazen Azrail'i ararsın, telefonu açmaz. Bu onun aşırı yoğun olduğundan değildir. ''Tanrı'ya sorar Azrail, gideyim mi, beni çağırıyor.'' diye. Tanrı; işime mi karışıyorsun gibilerinden sinirlenir ve sopasını yarattığı evrene vurur. O an Mikail devreye girer ve evren sallanır ama dünya'nın bundan haberi olmaz. Azrail kendine verilen bütün görevleri yerine getirir, o Cebrailden, Mikailden ve İsrafilden daha fazla çalışır. İsrafil'in görevi Sur'u üflemektir ama kıyamet günü canlıların canını alacak melek yine Azraildir. Zordur onun işi. Görevi öldürmek değil, can almaktır. Belki bunu yaparken acı çekmez ama sorar kendisine neden ben diğer meleklerden daha fazla çalışıyorum diye...

Adaletin ne olduğunu bilmez ama adalet meleklerini (Tsadkiel & Azza) tanır. O hep şeytanın canını alacağı günü bekler. Canlılara sadece canlarını alırken görünür o. Can almaktan zevk alır ama bir gün o siyah pelerinini indirirken birine aşık olur. Azrail erkek zannedilir ama o ne erkek ne de dişidir. Pelerinini internetten müzik indirir gibi heyecanla indirir ama o da ne içinden Sylvester çıkar. Tweety; ''bil kedi göldüm sanki'' der. Sylvester, Saba Tümer'in kahkasını tüm evrende yankılatır ve işte bu kez Sylvester kazanır.

Kazanır mı be sahi..?

Allah aşkına bir kez olsun kötüler kazansın...

Neden bir filmde hep iyiler kazanır..?

Neden hep aşk sahnesi, öpüşme, bakışma dalgası olur ki..?

Filmdeki Azrailin aşkı candır, o bedenlere değil ruhlara aşık olur, diğer filmlerdeki gibi cinsellik içermez ve gerçekteki gibi kötüler kazanır...

Tabi Azrail de kötüyse...

Azrail'i görmedim belki ama az önce o yanımdaydı.

Onu ben çağırdım.

İncil ( Yuhanna ) ile bu kez küçücük bir sinek öldürdüm o da canını aldı.

Biz onunla bitirim ikiliyiz ...

Çağırmak isteyenlere; numarası 118 8ex-en8...

Edwin Starr - War

Dinle

2 Kasım 2010 Salı

Festival of Sacrifices

Nasıl müslümanlar hıristiyanların paskalyasına, çöreklerine özeniyorsa hıristiyanlarda aynı zamanda müslümanların ramazanına, bayramına özeniyor tabi kurban'ına hariç...

Dün gece Facebook'ta rastladım. Bizim elemanlar Cadılar Bayramı'nın da Türkiye'de kutlanması için grup bile kurmuşlar. İsteyen buradan bakabilir.

Zaten batıda ne bayramı varsa hepsini alıp getirip kendimize uyarlıyoruz. Tatilleri arttrıp Atamızın İznine de girdik mi bizden alası olmuyor dünyada. Allah'tan bi tek zorla dünyaya kutlattığımız 23 Nisan Çocuk Bayramımız var yani o da olmasa vay halimize. Pazar gecesi Cemil İpekçi'yi dinledim Okan Bayülgen'in programında. Söylediği her sözü kelimesi kelimesine kadar mantıklıydı. Muhafazakar'ın ne demek olduğunu anlattı bizlere. Muhafaza etmemiz gereken örflerimizden bahsetti. Örneğin el öpmek - el öptürtmek'ten bahsetti. Şimdiki gençlere bakıyorum el öpmekten tiksiniyorlar. Tiksinmelerinin sebebi mikrop kapmaktan korkmak değil tabi zaten öyle olsa kadınların eli öpülür mü..? Hatta bunda öpmene bile gerek yok, çenenin altına koyup diğerine + olarak bir de alnına koyuyosun. Bunu bilmeyen var mı, sonuçta Türk evladısınız. Ayy ben öpemem walla diyen tikky - emo - butterfly hiç farketmez el öpmeyi apaçilik sanıyor. El öpmek sadece biz de mi var..? Hayır, mesela İsviçreliler ve İtalyan dostlarımız (dost olma sebebimiz İtalyanların %9o Türk geni taşıması) 'da vardır bu olay. Peki onların gençleri el öpmekten neden tiksinmiyor..? Çok basit, aileleri onları muhazafakarca eğitiyor. El öpmemeyi gençlerimiz batılılaşma olarak mı görüyor acaba..? Şöyle bişi söyledi Cemil İpekçi; Biz çağdaşlaşmak yerine batılılaşıyoruz diye. Sahiden onlara özeniyor olabilir miyiz acaba..?

Bayramda ev ev dolanmayı açıkcası bende sevmem. Bi girersin eve karşında 4o kişi. Haydaaaa dersin, bu kadar kişiyle tokalaşmak, el öpmek işte o zaman el öpmek tiksindirici olabilir. Hak veriyorum tabi ama asla ama asla bi arkadaşıma ''yeaa yürü hadi starbucks'a gidelim'' demedim onun yerine. Gerçi pek bi akrabamız da yoktur aslında. Pek insanda sevmem, o yüzden direkt eve gelir müzik dinlerim tam 5 senedir yani 1o bayramdır. Fakat bu bayram öyle olmuycak galiba. İki kardeşimden birinin üniversite okuması, 2. dönem için harç param + her ay ödenecek 5oo TL'lik kredi borcum varken part time falan filanda olsa iş bulmam gerektigini biliyorum. Bugün de ne yapıp ne edip bazı yerlere CV bırakmam gerekiyor. Düşünüyorum şimdi CV bırakıcam sakalları keseyim mi, kesersem çok çirkin olucam biliyorum. Acaba ne giysem derdi de var tabi..? Dua edin sizde alsınlar beni işe.

Kurban Bayram'ından bahsediyoduk konu döndü, döndü g.tümüze girdi afedersiniz. Önümüzdeki bayramın özelliği kurban kesilmesi ama ben kurban yerine mesela fakir insanlara yardım etmenin daha sevap olduğunu düşünüyorum. Düşünmekte değil aslında daha sevap bişey. Düşünsenize fakire et yerine para vermek, onun ihtiyacını karşılamaktır. O parayla et de alabilir, prezervatifde. Tabi bu yinede kurban şartının yerine geçmez. Muhafazakarlıktan bahsettik sonra da bundan oldu mu şimdi bu olmadı biliyorum. Dedim ya hıristiyanlar bizim kurban'a özenmez cani derler biz müslümanlara. Ben yiyemem kurban eti. Acırım gördüğüm hayvanlara ve tiksinirim. Fetva vermek haddim değil ama siz benim dediğime bi kulak verin olmaz mı..? Yani sadece bu bayramlık...

Neyse o konuyu kapatıp bu bayram televizyonda ne gibi filmler olucak şimdiden sizlere söyliim. 1o senedir dikkat ederim bu konuya, hiç değişmez çünkü. Tabi aralarında biraz daha yenileri de var.

- Evde Tek Başına 1 veya 2

- Gora

- Zeki-Metin Klasikleri

- Namuslu ( Şener Şen )

- Sezercik

- Hokkabaz ( Cem Yılmaz'ın en sevdiğim filmidir. )

- Maskeli Beşler

Bu yazdığım filmlerin tamamı, zamanı doldurmak için kullanılır. Sadece bayram günleri yayına girerler. Sibel Can'ı da ekleyebilirsiniz.

Dediğim gibi ben bayram günü bunları izlemekten mahrum kalıcam. Ayy çok üzüldüm bak şimdi. İşe giricem dedim girmesem de evimiz ana baba günü gibi olucak. Almanya ve Belçika'dan akrabalarımız gelicek. En son 2 yaşındayken gördüğüm ''zenci'' bi kuzenim vardı. Çok talıydı ama 12 sene sonra onu görmek ürkütü olucak. Onun bir pisliğe dönüştüğünü biliyorum. Bu arada biri bana az bişey almanca öğretsin babam bilir ama pek aram iyi değil onunla...

Not : Oğlak burcuyum ve ilk çocuğum.

Çıkarılıcak saçma sonuç : Bi Chucky vardı n'oldu ona..?

30 Ekim 2010 Cumartesi

Hayallerimizi Satmadık Ya..?



Gitmek cesaret ister ufaklık 
Gidecegin yer neresi olursa olsun
Sevdiklerinle arana mesefe girince
Varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz.
Vedalaşmakta zor iştir biliyo musun ?
Oturursun geminin kıçına.
Bakarsın sevdiklerine gittikçe ufalırlar ufalırlar kaybolurlar
O zaman anlarsın işte
Vedalaşmak asıl kalana değil gidene koyar.
100 defa söyledim sana hüzünlü değilim, mizacım böyle.
Bak şarabımla beraberim.
Çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum
Şarabımdan ayrılmadan hemde.
Ben şarabımdan ayrılmıyorum.
O da bana bunca gidene rağmen hala hayal kurdurtmaya devam ediyor.
Ne olmuş yani büyük adam olamadıksa?
Hayallerimizi satmadık ya ?
 
X-Ray Dog - Here Comes The King 

Tavsiye Etmem

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...