6 Aralık 2012 Perşembe

Karikatürize Post [Kürtçe Hamlet]

''Ben Ğhomlet Aganin ogli Ğhomletim! Bobomin qanıni yörde bıraqkmayacagım lo!
Dur oglim ben senin oamcanim. Anani zorda burakmamak için onu gelin yopmişem.
Hem töreler böyle emreder oğlim.
O zeman qızın Ophelia'yı Allah'ın emri peygamberin qavliyle kendime isterim.''

5 Aralık 2012 Çarşamba

Aşka ve Terke Dair

Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz.
Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında...
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır;
İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır.

Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak...
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır.
Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur.

Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını...
Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya...

Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz:
"Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..."
Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız.

Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız.
Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz.

"Eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı;
Açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından...
Böyle süremeyeceğini bilirsiniz.Değişsin istersiniz.

O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar.
Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
"Ya sev böyle ya da terket" diye gürler...

Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya bir kabusa dönüşür birden...
Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...Hoyrattır, bakmaz yüzünüze...
Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder.
Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden...

"İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınız bilirsiniz, ama böyle de sevemezsiniz
İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz...

"Madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra...

Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir,
Madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmiştir".
Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece....

Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre...
Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni...
Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur.

Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye
Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla
"Bana ne.kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre

Ama sonra ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden
Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız.

Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi...
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye...

Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden...
Dönemezsiniz...

Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz...


Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...

Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
.Sürünür gidersiniz.

30 Kasım 2012 Cuma

Uzak Mesafe İlişkisi

Direkt sonuç kısmına gelicem. Uzak ya da yakın farketmez, bir ilişki doyum noktasına ulaştıysa o ilişki bitmeye mahkum gibidir. Yani sizin için olmasa bile karşı taraf için malesef öyledir. Yakın ilişkilerde olduğu gibi sevginin dozunu daha fazla yaşayan kimse sonunda acı çekmeye hazır olmalıdır. Ne yapın ne edin; asla siz ondan daha az ya da daha fazla sevmeyin.

Yakın - uzak farketmez dedim ama tabi iki ilişkinin de sorunları farklıdır. İlişkiye başlamadan karşı tarafa kendinizi farklı tanıttıysanız bu ilerde başınıza biraz iş açabilir ki çoğu ilişkinin sonlanması bu yüzdendir. Farklı tanıtmayla kastettiğim; olduğunuzdan farklı görünmektir. Birini elde etmek için kendinizden vazgeçmeyin. Yani kısaca; kendiniz olun. Eğer olursa olur, olmazsa olmaz. Çünkü onu elde ettikten bir süre sonra siz yine eski siz olacaksınızdır. O da sizin değiştiğinizi zannedecektir.

İkinci önemli konu ise; partnerinize monoton bir hayat sunmaktır ki zaten bir süre sonra sizden sıkılmaya başlayacaktır. Farklı arayışlar içine girdiği andan itibaren sizden tamamen kopacak ve size değiştiğini söyleyen, eski siz olmanızı isteyen kişi artık eski o olmayacaktır. Dün asla yapmam dediği şeyleri sizden habersiz olarak yapacak ve sizin gözünüzün yaşına bile bakmayacaktır. Açıkcası artık sizi kaaleye bile almayacaktır. Bu da uzak mesafe ilişkisinin en berbat yönüdür. Çünkü siz ona ulaşmak isteyeceksiniz, onun isteklerini gerçekleştirmek isteyeceksinizdir ama...
... onun isteklerini gerçekleştirseniz bile o sizden tat alamayacak ve sizden kurtulmanın çarelerini arayacaktır.

Yürütürüz, mesafeleri aşarız, sevgimiz yeter gibi umut dolu cümlelerle filizlenen, ama bütün o umutları solduran o kişi sizi geceler boyu ağlatır. Yastığa başınızı koyduğunuz her gece hıçkıra hıçkıra ağlarsınız ve inanın yapacak hiçbir şey yoktur.

Elinizde bir kuş olduğunu düşünün. Onu asla bırakmak istemiyorsunuz, başkalarına yem olmasını istemiyorsunuzdur ama o kanatlanıp uçmak ister. Özgür kalacağını zanneder. Oysa hayatını mahvettiğinin farkında bile değildir.

Peki bu ilişkiyi nasıl yürütebiliriz?
Biraz para, biraz tutku ve biraz yürek varsa her türlü yürütülebilen, mesefaleri aşabilen, sevginin yetebildiği ilişki türüdür aslında uzak mesafe ilişisi. Parayla çok alakalı olmasının sebebi yol, kalacak yer ve geçirilen zamanda harcanak paranın ilişki üzerindeki rolüdür. Tutku ile alakalı olmasının sebebi farklı hayatlarda farklı insanların akıl çelmesinin ilişki üzerindeki rolüdür. Yürekle alakalı olmasının sebebi ise olasılıklara, olaylara bakmaksızın onun yanına gitmek için kararlı olmanın ilişki üzerindeki rolüdür

Eğer gerçekten hayatınızın insanını bulduğunuzu düşünüyorsanız, açıkcası gerçek aşktır uzak mesafe ilişkisi. Sanal alemden tanışıklık açıkcası gerçek hayatta tanışıklılıktan daha önemli olduğunu gösterdi bizlere. Çünkü insanlar artık gerçekte göründüğü gibi değil. Örnek vermek gerekirse; siz asla annenize, babanıza davrandığınız gibi bi insan değilsinizdir. Demek istediğim sizi bu ana kadar tanıyan insanlar aslında sizin çakmanızı, sahtenizi tanımıştır. Siz asla siz olamamışınızdır. Ancak sanal alem ilk kez sizin siz olduğunuzu bize göstermiştir. İşte bu yüzden uzak mesafe ilişkisi ya da sanal alem tanışıklığıyla başlayan yakın ilişkiler daha avantajlıdır. Yani en azından kendinizi gerçek tanıtmak  gerçek eşinizi bulma amacıyla...
İlişki uzak mesafeden altı yıl sürebilir, uzak mesafenin yakın mesafe olmasina iki ay kaldığında insan heyecanlanir ve boşa verilen tüm kavgalara, olaylara lanet eder, onlari bile gülümseyerek, anacak kıvama gelir. Tabi iki taraftan biri sizi yarı yolda bırakmazsa.

Ha erkekseniz, bana sorarsanız; kız arkadaşım uzakta mı yakında mı olmalı diye?
"Sikin uzanacagi kadar yakın olmalı sevgili insana." Çünkü kızlar, kadınlar ne farkeder dişiler aslında hepsi sizi cinsel gözle bakarlar. Tıpkı erkeklerin kızlara baktığı gibi. Malesef bu da doğa kanunu. Aaa unutmadan fazla konuşmayın. İletişimizi az tutun. Birbirinize anlatacak çok şeyiniz olmayabilir. Beraber film bile izleyemediğiniz için yorumlayacak konu bulmakta bile zorlanırsınız. O da bunu monotonluk zanneder.

27 Kasım 2012 Salı

Microsoft Servet'ini Dağıtıyor !!!

Artık böyle şeylere mutlaka inanacağım. İbrahimoviç, Mexes, Bekir dediler de ben bu adamın rövaşata attığını da görmüştüm ama bu öyle böyle bişey değil. Yavaş yavaş 21 Aralık'ta yaklaşıyor hani. Neyse. Ha bu arada Yatsı namazı kaç rekattı?

17 Ekim 2012 Çarşamba

Çok Huzurlu Türkiye Cumhuriyeti

Öncelikle belirteyim bu sayfa spor ya da bir futbol blogu değil. Ben burada genel olarak olmasada gündelik hayatta yaptıklarımı, düşündüklerimi, söylediklerimi yazıyorum ya da bi nevi yazmaya çalışıyorum. Aslında kimseye aktarmak istediğim bişey de yok. Hiç kimse umurumda bile değil fakat bir kitap bile yazsanız en az bir kişiye hitap edecek şekilde yazarsınız çünkü yazının, kayıtın kuralı budur malesef. Tamamen ego tatmini de olabilir. Neyse geçelim bunu asıl konumuz bu değil.

Dün akşam futbol milli takımlarının maçları vardı. Bu da önemli değil. Sonuçta bu basketbol ya da hentbol da olabilirdi.Önemli olan dünyada en çok sevilen sporun futbol olmasından kaynaklı ki önemsememizin sebebi de budur. Ülkemizde ya da herhangi bir Güney Amerika ülkesinden spor denince akla ilk gelen şey futboldur. O yüzden bunu bizde milli mesele olarak dillendiririz. Aslına bakarsanız bunların konumuzla hiç bir alakası yok. Benim tek derdim şu; ben bu takıma dün yüklü miktarda bahse girmiş olabilirim ki sahiden de öyle. O yüzden biraz sinirliyim. 'Tabi bu sonuçta kumar, olabilir' deyip geçerim ama milli takımımız için bu işin kumar olmaması gerektiğini bazıları bilmeli. Macaristan'ın galibiyetine 2.30, Türkiye'nin galibiyetine 2.30 oran veriliyorsa bu sahiden utanç verici bir durum benim için. Yanlış anlaşılmasın lafım bahis şirketine değil. Bu utancın başsorumluları 1.40 orandan 2.30'a getirenlerdendir benim için. Bakın bunun sorumluları da milli takımda oynayan insanlar değildir.

Peki ya kim?
Farkında mısınız bilemiyorum ama en başarısız olduğumuz spor dalı; "futbol" bizim. El clasicosuyla, Madrid'i, Barca'sı, Messi'si, Ronaldo'lu takımlarıyla ününe ün katan ülke İspanya'da en çok konuşulan ya da en çok sevilen spor futbol değildir.  Futbol o ülkede Moto GP ve Basketboldan sonra gelir her ne kadar son dönemlerde futboluyla sükse yapsa da...

Demek ki ülke olarak bi yerde bazı şeyleri biz yanlış yapıyoruz. Bakın; biz futbolu seviyoruz ama malesef futbolu bilmiyoruz. Biz futbolda başarıyı hala parayla ya da güzel goller atan oyuncularla olduğunu zannediyoruz. Tabi biz taraftarız, izleyiciyiz, seyirciyiz. Bilip bilmemiz önemli değil ama keşke futbola bu kadar yön vermesek. Gazetelerin, televizyonların gazına kurban gitmesek. Beni hala anlamıyorsunuz değil mi? Boşverin bunu da geçelim. Başsorumlulardan bahsedecektim hani. Açıklıyorum. Türk futbolunun bu derece rezilliğe oynamasının ana nedenlerinden bazıları; antrenörler, teknik direktörler, yöneticiler ve gazetecilerdir. Hadi bunları da geçelim.

Herkes tuttuğu takımlarına bir baksın. Ben milli takımımıza asla kızamıyorum. Milli takımımızın düştüğü bu durumu belki anlayabiliriz.

Salih Uçan, Recep Niyaz ne zaman oynayacak acaba bu takımda? Daha ne bekleniyor? İşte bu yüzden milli takımımıza kızamıyorum. Ben kendi takımım Fenerbahçe'ye ya da üç büyükler denen İstanbul takımlarına kızıyorum. Zaten Anadoludaki yetenekli oyuncular genç yaşta üç büyüklere transfer oluyor. A milli haricinde tüm milli takımlarda oynuyorlar ama A Milli? Özgür Çek'i, Sezerleri, Hurmacıları, Emreciksınları geçtik artık. Bi kuşak geçti gitti. Lütfen şu çocuklara da yazık etmeyin. Türk futboluna daha fazla yazık etmeyin. Sezon başında Alper Potuk'un Fenerbahçe'ye transfer olma gibi bi ihtimali de vardı ki bana göre yok kendisi Galatasaraylı olduğundan neyse konu o değil. İyi ki Fenerbahçe ya da Galatasaray'a gitmemiş. En azından Eskişehirde top koşturuyor şu an. Umarım sesimizi duyarlar. Çünkü bu oyuncuların önü gerçekten açık. Bu oyuncuları biz tanımıyoruz ama inanın Avrupalı bile bunların genç yıldız olduklarının farkında. Biz hala genç yıldız adayı olduğunu zannediyoruz. Kendimize gelelim artık. 35-36 yaşındaki Brezilyalılar için teknik direktörüne g.tün başın oynuyo diyen insanlara sahip bi ülkeye sahibiz biz malesef ama 19 yaşındaki bir TÜRK için aynı şeyi yapıyor muyuz? ASLA! İşte sorun bu. Sorun bizde. Sorun bu oyuncuları oynatmayan zihniyette. Konuyu Alex'e bağlamışsın kafan çok güzelmiş muhabbeti yapanlarda olabilir umurumda değil ama inanın bana Alex'in gittiği gün Türkiye - Romanya maçını Alex'in uçak saati yerine maç saatini düşünseydik belki de Alex'ten sonra bizde Brezilya'da oynanacak dünya kupasına doğru kalkacak uçakları düşünebilirdik.

Tam buraya kadar yazdıktan sonra ara verip PES açıp oynadım. Fenerbahçe'yi seçtim. taktik ve oyuncu kısmına geldiğimde bilgisayardan yardım istedim. Oyuna aldığı oyuncu Saih Uçan'dı. Düşünün bilgisayar bile Alex'i oynatmıyor o derece :) Bi de gözüme takılan bişey var. Avea Peste bile reklam panolarına yapışmış her neyse o beni ilgilendirmez tabi ama beni ilgilendiren bişey var bu konuda. Siz hangi ülke şirketlerinin bizim ev sahipliğini yaptığımız maçlarda stadlarımızın saha kenarlarındaki reklam panolarına boy boy reklam verdiğini gördünüz? İşte biz sırf bunun için bile bir uçak kaldırıyoruz. Hangi yabancı takımla oynuyorsak adamlara bi de bizden galibiyet primi gidiyor. Bi tek şampiyonlar ligi maçlarında yapamıyoruz onda da önceden belirlenmiş kaynağı fazla sponsorların haricinde kimse reklam veremez ibaresi var Allahtan. Neyse utanç verici şeyleri sıralarsak ohoooo.

Tecavüz haberleri, şehit haberleri... Utanç dedim ama aslında spor hiç bişeymiş. Keşke San Marino pardon resmi adıyla Çok Huzurlu San Marino Cumhuriyeti gibi futbolda her gelenden fark yeseydikte huzurlu bir toplumumuz olsaydı. Olmayacak birşey değil. Ne de olsa Çok Huzurlu San Marino Cumhuriyeti'nin ilk golü de bize ilk aldıkları puan da bizden. Aramızda aslında pek bi fark yoktu son 20 seneye kadar. Futbolda da huzurda da...

3 Ekim 2012 Çarşamba

Yeter Alex

Ne Alex'miş arkadaş ya. Bir teknik adamdan bir başkandan herşeyi geçtim 100 yılı geçmiş tarihi olan bir kulüpten daha mı büyüktür bu adam?

"Alex'i nasıl hatırlarsın?" diye sorsanız bana Anelka'ya vermediği paslarla hatırlayacağım. Yıllarca egoistliğinden, Brezilya milliyetçiliğinden yazık olan forvetlere, santraforlara baksanız yeter benim için. Dünyanın hiç bi yerinde bir oyuncu için taktik yapıldığını görmemiştim ben. Bunu da Alex sayesinde öğrendik sağolsun ama artık yeter. Gün gelir devran döner... Sen bunu hakettin Alex!

Heykel meselesine gelince koskoca Juventus taraftarları geçen sene Cannavaro ve Del Piero'nun heykellerini dikti ama noldu iki oyuncu da kadro dışı bırakılıp serbest kaldı ve yine üzerine basa basa söylüyorum KOSKOCA DEL PIERO; kariyerinde görmediği kupa kalmamış futbolcu "Kişiler gider, Juventus baki kalır."diyebiliyorsa neyse benim bişey dememe gerek yok herhalde.

Tavsiye Etmem

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...