"Modern dünyada insan programlanmış bir saat gibi hareket ediyor, belirlenmiş bir alanda tekdüze bir hayat yaşıyor. Hatta insanlar yaşamın öznesi olmaktan çıkıp nesnesi haline gelmiş çoktan." diyecektim ki yine lafı sabahtan akşama, geceden sabaha kadar işi gücü facebook, twitter olanlara getirecektim ama banane...
... deyip duyarsız kalmak istemiyorum!
Ne alakası var diyebilirsiniz ama yukarıda söylediklerimle şimdi söyleyeceğim şeyler arasında çok büyük benzerlikler var. Dışarda pizza yiyen insanlar acaba benim gibi sevgilisiyle dışarı çıkıp 40 yılda bir pizza yiyen insanlar mı? Dışarda pizza yemek nedir ki? İçersiyle, dışarısıyla da alakası yok bunun. Yanlış anlaşılmasın. Marketlerde satılan dondurulmuş pizzadan ne farkı var ki onların?
Artık insanlar; gözümde sadece hamburger ya da pizza yiyen yaratıklar. Sistemin evrimleşip robot haline gelmiş parçacıkları. Bunu okuyup da bilmem neresinden anlayıp sadece yemekle ilgili kısmını bana sorar daha sonra da kapitalizm muhabbeti yaparsa..! Neyse...
Modern insan işte. Gözümde insanlar sadece bu. Değersiz yaratıklar.
Sosyal Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Temmuz 2012 Çarşamba
Duyarsızlaşan Pizza Oburları
Ülkerketler:
İnsan,
Sosyal Yaşam
3 Haziran 2012 Pazar
Hepimizin AMK
Bir toplumda her cümlenin, her isteğin, her lafın sonuna bu kısaltma nokta niyetine konuyorsa, gazetelerin bile ismi oluyorsa o toplumda ne kadına şiddet ne kadına tecavüz çözümlenebilir. Hatta buna bile "n'alakası var yeaa?" diyenler çoğunluktayken kürtajı, tecavüzü tartışmak ne haddimize.
Eskiden argonun bile kültürü vardı ama asla argo küfür olmazdı. Şimdi ise amkler, a.q.lar falanlar filanlar.
Küfretmeyen küçücük bir çocuğun arkadaşları arasında dışlanması, süt çocuğu diye adlandırılmasına şahit oldum geçenlerde. Toplumumuz şu an bataklığın dibine doğru hızlıca yok katetmekte. Malesef ki buna kimsenin itirazı bile yok. Aksine herkesin hoşuna gidiyor sanki. Kızların bile ağzına sakız olmuş amkler varken bunu dile getirmeye ne gerek var ki?
İnsanların birbirine tahammülü kalmadığı toplumumuza bir göz atın. Sokağa çıkın, internete girin. Kimi kiminin annesi, o onun kardeşini falanları filanları....
O kadar iğrençsiniz ki bu ülkede bu toplumda yaşamak istemiyor insan. Neyse birileri çıkıp bunlara itiraz ettiğinde milletin vajinası demiycem; AMI senin derdin mi oldu diyeceklerdir belki. Ben bile şu yazdıklarımın altına Hepinizin AMK yazmayı düşündüysem bi aynaya bakıp düşünmekte fayda var diye düşünüyorum. Keşke biz düşünebilseydik. Kelimelerimizin, yazdıklarımızın, söylediklerimizin nerelere varacağını, ne anlam ifade ettiğini?...
Biz artık argoyla küfürün, iyiyle kötünün ne olduğunu idrak edemeyen bir toplumuz. Yazıklar olsun bize. Yazıklar olsun hepinize.
Eskiden argonun bile kültürü vardı ama asla argo küfür olmazdı. Şimdi ise amkler, a.q.lar falanlar filanlar.
Küfretmeyen küçücük bir çocuğun arkadaşları arasında dışlanması, süt çocuğu diye adlandırılmasına şahit oldum geçenlerde. Toplumumuz şu an bataklığın dibine doğru hızlıca yok katetmekte. Malesef ki buna kimsenin itirazı bile yok. Aksine herkesin hoşuna gidiyor sanki. Kızların bile ağzına sakız olmuş amkler varken bunu dile getirmeye ne gerek var ki?
İnsanların birbirine tahammülü kalmadığı toplumumuza bir göz atın. Sokağa çıkın, internete girin. Kimi kiminin annesi, o onun kardeşini falanları filanları....
O kadar iğrençsiniz ki bu ülkede bu toplumda yaşamak istemiyor insan. Neyse birileri çıkıp bunlara itiraz ettiğinde milletin vajinası demiycem; AMI senin derdin mi oldu diyeceklerdir belki. Ben bile şu yazdıklarımın altına Hepinizin AMK yazmayı düşündüysem bi aynaya bakıp düşünmekte fayda var diye düşünüyorum. Keşke biz düşünebilseydik. Kelimelerimizin, yazdıklarımızın, söylediklerimizin nerelere varacağını, ne anlam ifade ettiğini?...
Biz artık argoyla küfürün, iyiyle kötünün ne olduğunu idrak edemeyen bir toplumuz. Yazıklar olsun bize. Yazıklar olsun hepinize.
Ülkerketler:
Argo,
Cinsellik,
Gazete,
Küfür,
Psikoloji,
Sosyal Ağlar,
Sosyal Yaşam,
Spor,
Toplum
7 Eylül 2011 Çarşamba
Elveda 23. Yaz
Hava sıcaklıkları hala 35'in üzerinde seyir etse de bir yaz mevsiminin daha hayatımızdan geçip gittiğini dün akşam Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisiyle anlamış bulunmaktayız sayın seyirciler. Eğer bir anı defterim olsaydı onu dolduracak çok şey yazabilirdim bu yaz için. Dizi filan izlemem fakat reytinglerde ne var ne yok diye genelde bakarım. Dün gece Türkiye'nin %6o'ı Öyle Bir Geçer Zaman ki izlemiş. Bu da her zaman bahsettiğim Aziz Nesin hipoteziyle eş değer olacak ki diğer %2o'si sabah 11.oo sularındaki Doktorlar'ı reyting kralı yapmış.
Sadece benim milletim mi bu kadar aptal diye sormuyor değilim hani? Kusura bakmayın ama bu ülkede reyting alan dizi, film ya da yarışma genelde alt sınıflara hitap ediyor. Alt-üst sınıfı dediğim zengin-fakir ayrımı değil tamamen akıl ve mantıkla ilgili birşey. "Sadece bende mi sorun var acaba?" diye kendime sormadığım için de çok mutluyum ayrıca...
Geçen akşam Human Planet'in bi bölümünü izledim. Gerçek hayatta neler olup bittiğini bilmeyen insanlar var hala. Yağmur ormanlarında sıkışıp kalmış, dış dünyayla ilgisi olmayan insanlar... Aslında gerçek hayatı yaşayan insanlar. Bizim gibi, 'insanların yarattığı bir dünyaları' yok onların. Tanrı'nın verdiği nimetlerle yaşayıp, para-mara derdi olmayan insan bunlar. Şimdi Tanrı dedim diye hiç kimse bana Cennet'e mi Cehennem'i mi gidecekler onlar? diye sormasın. Oralara daha giden de yok zaten. 2o11 yılında hala bu soruların cevaplarını almak isteyen gençleri görmek insanı rahatsız ediyor.
Sevdiğim iki mevsim yaz ve kış. Biri benim doğduğum diğeri de sevgilimin doğduğu yaz mevsimi olduğundan değil. Kışın üşüyüp sevgiliye sarılma isteğinden ya da onunla beraber denize girme hevesinden olabilir. Denizsiz yaşayamam. Tabi sizin zannettiğiniz boğazı olan kara denizler değil bunlar. Masmavi, dibi görünen, altınkumlu denizler. Tabi bununda sakıncası yok değil. Suyun altı göründüğünden denizde sevişirken bazı problemler yaratabilir.
Kum, güneş, deniz deriz de bu yazın en iyi şarkılarını da söylemek gerekirse ben; Welcome to St. Tropez (DJ Antoine vs. Mad Mark Remix) ve Alexandra Stan - Mr. Saxobeat derim. Tabi şarkılar Eylül ayında vaadesini tamamladıklarından apaçi şarkısına döndü o da ayrı konu.
Saxobeat'in üzerinde fazla durdum biliyorum ama nasıl durmayayım ki? Küçükken biz erkeklerin söylediği; "Alexandırrrrr, s.k sallandır, indir, kaldır, havalandır" tekerlemesinin bire biri şarkı. Kadının adı da Alexandra olunca bizden mi araklamış acaba diye sordum kendi kendime. Şarkının sözleri de şu işte; "indir kaldır ferahlandır, harekete geçir beni..." Bilirsiniz Rumenler yaz şarkısız kalamaz. Alexandra'nın Inna'dan sonra patlaması da büyük başarı. Tabi şarkıları bel altı lolipop tadında olduğundan ilgimiz ondan herhalde.
Bu yaz beni en çok üzen şey her Fenernahçeliyi üzen konulardı. Hakedilen bi şampiyonluğun gölge düşürmek için elinden geleni ardına koymayan imamın futbolcuları Türkiyede son Cumhuriyet'i de yıkmak için çabalıyor ve biz böyle söylediğimizde siz de buna gülüyorsunuz ya Allah belanızı versin. Şikeli-mikeli değil şakalı-şukalı bir iddia bunlar. İnanın bu badem bıyıklılar sonunda istediklerini ulaşacaklardır. Şuan bahsettikleri şike görüntülerini fotomontaj yapmakla uğraşmaktadırlar. Onlar istedikleri gibi birini suçlayabilir ve istedikleri gibi suçlu da çıkarıp yargılayabilirler. Hatta olduğu gibi yargılamadan bile infaz edebilirler. Artık el atmadıkları hiç bir şey kalmadı malesef. Deniz feneri derneğinde de açıkca ne yaşandığı belli oluyor zaten. Fazla konuşmamıza gerek yok. Adamların şu bizim aptal Türkler'in üzerinde o kadar büyük etkisi var ki daha 2 ay öncesine kadar el sıkışıp, kardeş kardeş anlaştığı Suriye Devlet Başkanını şuan düşman ilan etti. Suriye'ye girmek için de 15-20 sene önceki Abdullah Öcalan'ın Suriyede'ki fotoğraflarını yayınlıyorlar. Ulan imansız şimdi niye çıkarıyorsun o fotoğrafları. 5 sene önce aklın nerdeydi? Bunca şehit verirken İsrail'e atıp tutmada ayrı hikaye. Gündem değiştirmekte üstlerine yok. Sıkıştıkları anda Fenerbahçe-Ergenekon...
Işık Koşaner'in sesin kaydedip, başkalarının eline veren o vatan hainleri ordunun içinde şuan üst makamlara gelirken Işık paşa'ya şantaj edip istifa ettirmeleri... Bu bir tam şerefsizliktir. Açıkcası ben uzun zamandır ordumuzun generallerinden nefret etmekteydim. Hele hele bana ismi gıcık gelen Işık paşadan bile. Fakat o ses kayıtlarından anladım ki bu adam için bile şehit olurum ben. O konuşmalardan sonra bir genelkurmay başkanı istifa nasıl edebilir ki? Evinin badanasını erlere yaptıran üstlere kızdığı için mi istifa etti bu adam? Çok yazık çok. Ülkenin düştüğü duruma bak. Ordunun en yüsek mertebesindeki adam dinlenebiliyorsa bu ülkede şehit vermemiz çok normal. Ben hainleri sadece dağda zannederdim oysa...
Geçelim sizin Facebook'tan tanıdığınız ya da artık Facebook şairi desek yerinde olur sanırsam; Can Yücel'e. Adamın mezarına utanmadan şarap döken zihniyet ve ondan daha pis bi zihniyete sahip olan mezar yıkıcıları. İşte ben bu ülkeden bu yüzden nefret ediyorum. Tamam adamlar şarap dökmüş, olabilir. Vasiyet diyolar ama yok öyle bişey, adamlar şairleri karıştırmış o kadar. Çift hata birden yapmış E peki sen be imansız? Senin dininde mezara saygı, ölüye saygı yok mu? Sen bunu yaparak sevap mı kazanıyorsun? Senin yaptığın daha büyük bi hata değil mi? Şarapçılar tarafımda olduğum da zannedilmesin hani. Hepiniz aynı ama ayrı boksunuz. Türkiye'den değil de Türklükten iğrenme sebepleri bunlardır işte.
Ne biçim milletiz lan biz? Dün milli maç oynanıyor, bütün dünya bizi izliyor. O şerefsiz sözde Uefa başkanı Platini maçı orada izliyor. Zaten adam Fransız, sen bir de utanmadan havai fişek patlatıp insanlara zarar veriyorsun. Gurbetçisi filanı yok işte. Anlayın artık adamların niçin Türklerden nefret ettiklerini, neden bize barbar dediklerini. Gerizekalı bir milletiz yalan mı? Bu arada bu millet Arda'nın deyimiyle tüm halklardan oluşur o da biline.
Sadece benim milletim mi bu kadar aptal diye sormuyor değilim hani? Kusura bakmayın ama bu ülkede reyting alan dizi, film ya da yarışma genelde alt sınıflara hitap ediyor. Alt-üst sınıfı dediğim zengin-fakir ayrımı değil tamamen akıl ve mantıkla ilgili birşey. "Sadece bende mi sorun var acaba?" diye kendime sormadığım için de çok mutluyum ayrıca...
Geçen akşam Human Planet'in bi bölümünü izledim. Gerçek hayatta neler olup bittiğini bilmeyen insanlar var hala. Yağmur ormanlarında sıkışıp kalmış, dış dünyayla ilgisi olmayan insanlar... Aslında gerçek hayatı yaşayan insanlar. Bizim gibi, 'insanların yarattığı bir dünyaları' yok onların. Tanrı'nın verdiği nimetlerle yaşayıp, para-mara derdi olmayan insan bunlar. Şimdi Tanrı dedim diye hiç kimse bana Cennet'e mi Cehennem'i mi gidecekler onlar? diye sormasın. Oralara daha giden de yok zaten. 2o11 yılında hala bu soruların cevaplarını almak isteyen gençleri görmek insanı rahatsız ediyor.
Sevdiğim iki mevsim yaz ve kış. Biri benim doğduğum diğeri de sevgilimin doğduğu yaz mevsimi olduğundan değil. Kışın üşüyüp sevgiliye sarılma isteğinden ya da onunla beraber denize girme hevesinden olabilir. Denizsiz yaşayamam. Tabi sizin zannettiğiniz boğazı olan kara denizler değil bunlar. Masmavi, dibi görünen, altınkumlu denizler. Tabi bununda sakıncası yok değil. Suyun altı göründüğünden denizde sevişirken bazı problemler yaratabilir.Kum, güneş, deniz deriz de bu yazın en iyi şarkılarını da söylemek gerekirse ben; Welcome to St. Tropez (DJ Antoine vs. Mad Mark Remix) ve Alexandra Stan - Mr. Saxobeat derim. Tabi şarkılar Eylül ayında vaadesini tamamladıklarından apaçi şarkısına döndü o da ayrı konu.
Saxobeat'in üzerinde fazla durdum biliyorum ama nasıl durmayayım ki? Küçükken biz erkeklerin söylediği; "Alexandırrrrr, s.k sallandır, indir, kaldır, havalandır" tekerlemesinin bire biri şarkı. Kadının adı da Alexandra olunca bizden mi araklamış acaba diye sordum kendi kendime. Şarkının sözleri de şu işte; "indir kaldır ferahlandır, harekete geçir beni..." Bilirsiniz Rumenler yaz şarkısız kalamaz. Alexandra'nın Inna'dan sonra patlaması da büyük başarı. Tabi şarkıları bel altı lolipop tadında olduğundan ilgimiz ondan herhalde.
Bu yaz beni en çok üzen şey her Fenernahçeliyi üzen konulardı. Hakedilen bi şampiyonluğun gölge düşürmek için elinden geleni ardına koymayan imamın futbolcuları Türkiyede son Cumhuriyet'i de yıkmak için çabalıyor ve biz böyle söylediğimizde siz de buna gülüyorsunuz ya Allah belanızı versin. Şikeli-mikeli değil şakalı-şukalı bir iddia bunlar. İnanın bu badem bıyıklılar sonunda istediklerini ulaşacaklardır. Şuan bahsettikleri şike görüntülerini fotomontaj yapmakla uğraşmaktadırlar. Onlar istedikleri gibi birini suçlayabilir ve istedikleri gibi suçlu da çıkarıp yargılayabilirler. Hatta olduğu gibi yargılamadan bile infaz edebilirler. Artık el atmadıkları hiç bir şey kalmadı malesef. Deniz feneri derneğinde de açıkca ne yaşandığı belli oluyor zaten. Fazla konuşmamıza gerek yok. Adamların şu bizim aptal Türkler'in üzerinde o kadar büyük etkisi var ki daha 2 ay öncesine kadar el sıkışıp, kardeş kardeş anlaştığı Suriye Devlet Başkanını şuan düşman ilan etti. Suriye'ye girmek için de 15-20 sene önceki Abdullah Öcalan'ın Suriyede'ki fotoğraflarını yayınlıyorlar. Ulan imansız şimdi niye çıkarıyorsun o fotoğrafları. 5 sene önce aklın nerdeydi? Bunca şehit verirken İsrail'e atıp tutmada ayrı hikaye. Gündem değiştirmekte üstlerine yok. Sıkıştıkları anda Fenerbahçe-Ergenekon...
Işık Koşaner'in sesin kaydedip, başkalarının eline veren o vatan hainleri ordunun içinde şuan üst makamlara gelirken Işık paşa'ya şantaj edip istifa ettirmeleri... Bu bir tam şerefsizliktir. Açıkcası ben uzun zamandır ordumuzun generallerinden nefret etmekteydim. Hele hele bana ismi gıcık gelen Işık paşadan bile. Fakat o ses kayıtlarından anladım ki bu adam için bile şehit olurum ben. O konuşmalardan sonra bir genelkurmay başkanı istifa nasıl edebilir ki? Evinin badanasını erlere yaptıran üstlere kızdığı için mi istifa etti bu adam? Çok yazık çok. Ülkenin düştüğü duruma bak. Ordunun en yüsek mertebesindeki adam dinlenebiliyorsa bu ülkede şehit vermemiz çok normal. Ben hainleri sadece dağda zannederdim oysa...
Geçelim sizin Facebook'tan tanıdığınız ya da artık Facebook şairi desek yerinde olur sanırsam; Can Yücel'e. Adamın mezarına utanmadan şarap döken zihniyet ve ondan daha pis bi zihniyete sahip olan mezar yıkıcıları. İşte ben bu ülkeden bu yüzden nefret ediyorum. Tamam adamlar şarap dökmüş, olabilir. Vasiyet diyolar ama yok öyle bişey, adamlar şairleri karıştırmış o kadar. Çift hata birden yapmış E peki sen be imansız? Senin dininde mezara saygı, ölüye saygı yok mu? Sen bunu yaparak sevap mı kazanıyorsun? Senin yaptığın daha büyük bi hata değil mi? Şarapçılar tarafımda olduğum da zannedilmesin hani. Hepiniz aynı ama ayrı boksunuz. Türkiye'den değil de Türklükten iğrenme sebepleri bunlardır işte.Ne biçim milletiz lan biz? Dün milli maç oynanıyor, bütün dünya bizi izliyor. O şerefsiz sözde Uefa başkanı Platini maçı orada izliyor. Zaten adam Fransız, sen bir de utanmadan havai fişek patlatıp insanlara zarar veriyorsun. Gurbetçisi filanı yok işte. Anlayın artık adamların niçin Türklerden nefret ettiklerini, neden bize barbar dediklerini. Gerizekalı bir milletiz yalan mı? Bu arada bu millet Arda'nın deyimiyle tüm halklardan oluşur o da biline.
Ülkerketler:
Badem Bıyıklılar,
Can Yücel,
Fenerbahçe,
Kişisel,
Öyle Bir Geçer Zamanki,
Saxobeat,
Sosyal Yaşam,
Televizyon,
Yaşam,
Yaz
18 Aralık 2010 Cumartesi
Kadın Volume Artışı
Bazen soruyorum kendime; ben neden geç doğmuşum..?Şimdi babama bakıyorum, tabi öyle karşısına geçip bakmak değil de hayatına bakıyorum.
7 yaşındayken Almanya'ya gidip piç gibi yaşamış. Çalışmış, okumuş, adam olmuş. Türkiye'ye geri dönmüş, istediği kızı almış, işe girmiş. İşe girmekte basitmişte hani. Nedeni işverenlerin işçilerden daha fazla olmasıymış. İşverenler bayan yerine bay eleman ararmış, daha rahat çalıştırabileyim diye. Şimdiki işverenler ise bayan eleman arar olmuş. Nedeni bakarsın yarın bugün bayan bize düşer diye.
Türkiye'de 198o sonrası kadınlar iş hayatına darbe yapmış.
8o öncesinden 2o1o'a kadar olan sürede kadınların iş hayatına katılması %893 civarında artmış.
Otomatikman bu süreç içerisinde; ''bu ülkede işsizlik var..!'' diyen erkek de %893 civarında artmış.
8o öncesi köylü kadınlar köyünde çalışırmış.
8o sonrası köylü kadın kalmamış.
8o öncesi kadınlar erkeklerin işlerini anlamazmış.
8o sonrası erkekler ne iş olursa yaparmış.
Erkek vasıfsızlaşmış. Erkeğe ihtiyaç kalmamış.
Kadınlar iş hayatına öyle bi atılmış ki genel evler dolup taşmış.
Bülent Erkoç, Bülent Ersoy olmuş.
Transexual modası çıkmış.
Artık erkeklerde kadın olmak istiyormuş.
Eskiden erkek çocukları sünnet olurken herkes bilsin diye davullu zurnalı yapılırmış.
Şimdi çaktırmadan kuytu bi hastanede kimse görmesin aman diye yapılırmış.
Eskiden kızlar çeyizini hazırlar bebeğine patik yaparmış.
Şimdi erkekler ileriyi düşünmeden Knight Onlayn, Metin2 Onlayn, Cabal Onlayn, Silkroad Oynayınlan oynarmış.
Fakat yine de ''sen erkeksin oğlum ev bakıcaksın'' diyen 1o Milyon R.T.E. Hayranı Türk Kadını varmış.
Kadınların ev bakmasına gerek yokmuş, sorumlulukları yokmuş. Onlar sadece kendilerine bakarmış. Kendilerini beğendiricek bi erkek yerine ayna bile onların ihtiyaçlarını karşılarmış. 8o sonrası kozmetik ürün satışları artmış, çikolata satışları artmış, kadın programları artmış, kadının volume ayarı tizden bass'a geçmiş, hoparlörü patlamış.
Bir ilginç bilgi daha, Türkiye'de 8o sonrasından 2o1o yılına kadar kadınlardaki evlenmeden önce yaşadığı sex hayatı genişlemiş. Evlenince şok olan erkek sayısı %267 oranında artmış. Akabinde yolda kadına yol veren, otobüste yer veren erkek sayısı azalmış. İşi sağlayan da erkek olunca iş yerine göt veren sayısı artmış. Artık oranınını da siz araştırın.
Ülkerketler:
80 Sonrası Kadın,
İş,
İşsizlik,
Kadın,
Sosyal Yaşam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

